Bir ülkenin sorunları bir gösterge tablosuna sığmaz. Enflasyonu ölçebilirsiniz, büyümeyi ölçebilirsiniz. Peki insanların birbirine güvenmediğini, aynı masaya oturamadığını, konuşmak yerine bağırdığını hangi satıra yazarsınız? Bir plan yazmak kolaydır. Uygulamak için toplumun en azından aynı tabloya bakabilmesi gerekir. Bizim çıkış varsayımımız şu: birbirine güvenmeyen, birbirini dinlemeyen bir toplumda en iyi plan da kâğıtta kalabilir. Bu sorunlar belki ekonominin yanında değil, altında duruyor. Bunu da sınayacağız. Peki bunlar ölçülebilir mi? Evet. Bir örnek: Dünya ve Avrupa Değerler Araştırmaları 1990'ların başından bu yana Türkiye'de aynı soruyu soruyor: "İnsanların çoğuna güvenilebilir mi, yoksa dikkatli mi olmak gerekir?" Altı ölçümün hiçbirinde "güvenilebilir" diyenler yüzde on altıya ulaşmadı. Son ölçümde yüz kişiden on dördü. Otuz yıl, altı ölçüm, aynı tablo. Bu tür sorunların kronik olup olmadığını böyle tekrarlanan ölçümlerle sınayacağız. Bir başka örnek. 2020'de dört bin kişiyle yapılan bir araştırmada insanlara, kendilerini en uzak hissettikleri partinin taraftarları soruldu. Dörtte üçü, çocuğunun onlardan biriyle evlenmesini istemiyor. Yüzde yetmiş ikisi onlarla iş yapmak istemiyor. Yüzde altmış biri onları komşu olarak bile istemiyor. Bu, tek bir partinin tabanına ait bir tablo değil. Soru herkese, kendi en uzak hissettiği parti için soruldu. Bu yüzden sorun listemize yedinci bir sütun ekliyoruz: Toplum ve kültür. Siyasi kutuplaşma. Din, dil ve etnik köken ekseninde ayrışma. Okuma, düşünme ve tartışma kültürünün zayıflığı. Listede zaten olan toplumsal güven ve bilgi ortamı da bu konulara yakın duruyor. Bunları da aynı ciddiyetle ölçeceğiz. Örneğin OECD'nin yetişkin becerileri araştırmasında Türkiye'de yetişkinlerin okuduğunu anlama puanı ortalama 227. OECD ortalaması 268. Katılımcılar arasında sondan üçüncü. Bu tek başına bir kültürü anlatmaz, ama başlamak için sağlam bir ölçü. Bu konular hassas. O yüzden burada kurallarımız daha da sıkı. Kimsenin inancını, dilini, kökenini ya da yaşam tarzını tartışmıyoruz. Tartıştığımız şey, birlikte yaşama ve birbirimizle konuşabilme kapasitemiz. Yargı değil ölçüm. "Yozlaşma" gibi kolay sözler yerine yıllar boyunca tekrarlanan anketlere ve endekslere bakacağız. Planlarda hedef yoksa, kronik olup olmadığını bu ölçümler söyleyecek. Ve herkes kendi payına bakacak. Her kutuplaşmanın en az iki tarafı vardır. Bir sonraki videoda listenin tamamını açıyoruz: Türkiye'nin kronik sorunları, yedi sütunda. Sorunun yüzeyinde değil, kökünde.